Dışarıda yağmur yağıyor. Seanslarım biraz evvel bitti. Corona günlerinde Zoom’la yapıyorum seansları. Bilgisayar ekranı aracılığıyla eviçlerine tanık oluyorum hastalarımın. Koltuk takımlarının ne renk olduğunu görüyorum, duvara astıkları bir tabloya takılıyor gözüm bazen, masanın üstüne bıraktıkları kitabın adını okumaya çalışırken dikkatim dağılıyor bir an. Beni evlerine misafir ediyorlar bu günlerde. Yves Montand’dan Barbara’yı dinliyorum. Hüzün yavaşça kedere dönüyor, ben sıcak evimde ahkam keserken olup biten hakkında dışarıda otobüsle, metroyla yolculuk yapmak zorunda kalan çalışanlarda, getirdikleri kargoları kapıya bırakırken cüzzamlı muamelesi gören genç çocuklarda bizim histerik bir şekilde koruduğumuz fiziksel mesafe ne gibi duygular uyandırıyor ve ne düşünüyorlar bu şımarıklık hakkında acaba? Filler tepişir, çimenler ezilir. Yağmur devam ediyor. Jacques Brel Amsterdam’ı mırıldanıyor. Böyle zamanlarda orta sınıf statükoyu korumaya çalışırken üst sınıf daha çok para kazanmanın peşindedir ve bir şekilde de kazanır. Alt sınıfsa daha da fakirleşir. Açlık sınırında yaşayan milyonlarca insan vardı bu ülkede. Açlık sınırının altında ne var? Geçen Cuma gece yarısına birkaç saat kala ilan edilen sokağa çıkma yasağını iyi niyetliler acemilik olarak yorumladı. Kuşkucu kurnazlar kapalı kapılar ardında dönen Bizans oyunlarından bahsettiler uzun uzun. Oysa subliminal bir mesajın farkına varmalıyız bu yasağın ilan edilme şeklinde. Bütün bu olan bitenler geçtikten sonra iktidar ve tebaa arasındaki ilişkiye dair bir gözdağı. Sizinle istediğimiz gibi oynarız diyor iktidar bize; istediğimiz zaman evde kalırsınız veya bir şey söyleriz pijamalarınızı hızla çıkarıp birbirinizi eze eze tuvalet kağıdı peşine düşersiniz. Egemenliklerinin basitçe anımsatılmasıydı bu hamle. Erkin kimde olduğunun, tebaanın boynundaki zincirin kimlerin elinde durduğunun göstergesi olarak. Normal zamanlarda da tuvalet kağıdının beyaz olanları satılır daha çok. Temizliğin ve saflığın simgesidir renk olarak beyaz. Tıpkı beyaz bir gelinliğin bekareti, o anlamda saflığı temsil etmesi gibi. Filler tepinir çimenler ezilir. Kütüphanemi düzenlemeye devam edeceğim bu öğleden sonra, yağmur nasılsa durmadı…
Corona Günlüğü 13
Yazar: Alper Hasanoğlu
Alper Hasanoğlu 1967 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Erkek Lisesi'nin ardından Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nden mezun oldu. İki yıl Çorlu Devlet Hastanesi'nde görev yaptıktan sonra Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde Fizyoloji ihtisası yaptı. Ardından İsviçre’de Basel Üniversitesi'nde psikiyatri ihtisası yaptı ve yine Basel Üniversitesi Psikiyatri Polikliniği’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 2010 yılında Türkiye'ye dönerek kurmuş olduğu TherapiaGroup çatısı altında ekibiyle birlikte klinik çalışmalarına devam etmektedir. Yazarın Remzi Kitabevi’nden yayınlanmış Bir Terapistin Arka Bahçesi, İlişkilerin Günlük Hayatı ve Çocuklarda Rezilyans isimli üç kitabı ve Doğan Kitap'tan yayınlanmış Aşkın Halleri adlı bir kitabı bulunmaktadır. 2009-2016 tarihleri arasında Radikal (gazete)'de köşe yazarlığı yapan Hasanoğlu, ayrıca Milliyet, Duvar ve Diken’de köşe yazarlığı yaptı. Alper Hasanoğlu iki çocuk babasıdır.