Bazen dışarıdan bakıp anlam veremediğimiz çiftler görürüz. “Neden ayrılmıyor?” diye sorarız kendi kendimize. Bir tarafta sürekli kıran, döken, aldatan, belki de narsisistik veya psikopatik özellikler gösteren bir “zalim”; diğer tarafta ise yıllardır buna katlanan, sürekli ağlayan, şikayet eden ama bir türlü o kapıdan çıkıp gitmeyen bir “mağdur”. İlk bakışta denklem basittir: Biri kötü, diğeri zavallıdır. Ama terapist koltuğundan bakınca hikaye çok daha karmaşıktır. Sadist ve mazoşist, birbirini bir mıknatıs gibi çeker ve tamamlar.
Çocukluk yıllarına dönelim. Novick’in dediği gibi, bazı çocuklar güvenliği “zulmeden” bir ebeveynle ilişkide bulur. Çocuk zihni şöyle bir denklem kurar: “İyi olduğum zaman yalnızım, ama acı çektiğim zaman annem/babam benimle ilgileniyor.” İşte bu çocuk büyüdüğünde, sevgiyi ve ilgiyi “acı çekmek” üzerinden kodlar. Mazoşizm dediğimiz şey, sadece acıdan zevk almak değildir; acı yoluyla “öteki” ile bağ kurma, terk edilmekten korunma çabasıdır. Bilinçdışı şöyle fısıldar: “Bana zarar veriyorsun ama en azından benimlesin.”
Kitapta geçen çarpıcı bir vaka örneği vardır; kocasının sadistik eylemlerine (aldatma, yalan, aşağılama) tam 32 yıl katlanan bir kadın. Seansta odaya girdiğinde yaydığı hava o kadar ağırdır ki, terapist o an koltuğunda üzerine “15 tonluk bir ağırlık” çöktüğünü hisseder. Terapistin zihninde o an bir şimşek çakar: “Ben bu manevi ağırlığın altında bir saat bile durmakta zorlanırken, bu kadın 32 yıldır bunu nasıl taşıyor?” İşte paradoks tam da burada çözülür. Dışarıdan “bitik, sürüklenen, zayıf” görünen o kadın, aslında bu devasa yükü taşıyabilecek bir ruhsal dirence sahiptir. O kadın, çektiği acıları anlatarak, kocasının ne kadar “pis”, kendisinin ise ne kadar “temiz, yüce ve fedakar” olduğunu kanıtlar. “Ben nelere katlandım” cümlesi, gizli bir zaferdir. Bu bir tür intikamdır aslında: “Senin kötülüğünü, kendi mağduriyetimle herkese göstereceğim.”
Sadist taraf, suçluluk duymadan hazzı arar, kırar döker. Mazoşist taraf ise bu suçları “toplar”, biriktirir ve bir “ahlak anıtı” gibi diker. Biri suçluluk duyamadığı için, diğeri ise suçluluktan beslendiği için oradadır. Sadist, içindeki o kötücül yanı eşine yansıtır; eşi de bu yanı taşımaya gönüllü olur. Tıpkı bir tahterevalli gibi; biri zalim olduğu için diğeri kurban olabilir, diğeri kurban kaldığı sürece öteki zalimliğini sürdürebilir.
Bu döngüden çıkmak zordur çünkü acı, tuhaf bir şekilde tanıdıktır. İnsan bilmediği cennettense, tanıdığı cehennemi tercih edebilir. Eğer ilişkilerinizde kendinizi sürekli “haksızlığa uğrayan”, “fedakarlık yapan” ve “kıymeti bilinmeyen” taraf olarak buluyorsanız; şu soruyu sormak gerekebilir: Bu yükü taşımak beni yoruyor ama bu yük bana hangi “gücü” veya “haklılığı” veriyor? O 15 tonluk yükü yere bıraktığımda, “mağdur” kimliğimden sıyrıldığımda geriye kim kalacak?
Kaynakça: Celal Odağ-Nevrozlar 3