Paranoya kelimesinin ‘coronaya’ olarak telaffuz edildiği günlerde olduğumuzu söylemek linç edilmeme neden olur mu, bilmiyorum. Sosyal ve iş hayatını ‘fiziksel mesafes’ni koruyarak sürdürmek konusunda zorlanan ve / ya da korkan / korkma ayrıcalığına sahip olan insanların orta, orta-üst ve üst sosyoe-ekonomik sınıfa dahil olduğunun farkındayızdır umarım. Dehşet duygusuyla, eldiven ve maskelerle gidip kaçarcasına terkettiğimiz süpermarketlerde çalışan, oralara o gıda ve diğer ürünleri getiren, şehirler arasında bu malları taşıyan ve çalışmazsa eve o akşamın nevalesini götüremeyecek insanların hem ülkemizde hem de dünyada çoğunlukta olduğunu biliyor muyuz ya da kendimize hatırlatıyor muyuz acaba? Yılda influenza’dan – basit grip – 650 bin insanın öldüğü ve bunun için hiçbir acil durum ilan edilmediği bir dünyada korkumuza nesne bulmanın huzuruyla coronaya sarıldık hepimiz. Birbirimize sarılmak yerine. Belki de birbirimize sarılmayı unuttuğumuz için coronaya sarılıyoruzdur, bilmiyorum. Dikkatli olmak ve uygulanması gereken minumum hijyen kurallarına, fiziksel – sosyal değil – mesafe aadabına uyduğumuz zaman coronalaşmak ihtimalini büyük oranda zamana yayabilme şansımız varken, evlerde bu kadar abartılı bir şekilde gizlenerek Corona virüsünün sabrını sınıyoruz sadece. Ama corona sabırlı, çünkü evinde oturmayı ve yalnız kalabilmeyi unutan onlar değil, bizleriz. Evet orta üst ve üst sınıflar lütfen artık her ay ‘dünyanın mutlaka görülmesi gerekli bir yeri’ne gidip ‘mutlaka satın alınması gereken o çanta ve ayakkabı’yı almayın ama evinizin etrafında ya da yakınlarında bir yerlerde yürüyüş yapmaktan da çekinmeyin. Birbirinizi – yaşlılarınıza özen göstererek – evlerinizde ziyaret edip kahve ya da çay eşliğinde sohbet etmekten çekinmeyin. Buluştuğunuzda öpüşmeden, eski usüllere uygun bir şekilde kahveden önce kolonya vererek misafirinize. Ayrıca apartman görevlinizin size veba bulaştıracak o korkunç yaratık olmadığını da fark edin artık lütfen.
Bu arada dışarısı gerçekten güzel. Köpeklerle sohbet edip Doorstep’in önünde kahve içmekse…
Photo by Eylül Hasanoğlu