Hayattaki en zor şeylerden biridir bitirmek. Sırf bu nedenle bile, iyi bitirmek neredeyse imkânsız görünür insanın gözüne. Oysa başlangıçta el üstünde tuttuğunuz, sizi el üstünde tutan birinin hakaretleriyle, küfürleriyle karşılaşmaya kadar varabilir bitirememek. Bitirmek ayrılık demektir, veda etmektir. Bir-daha-asla duygusudur ki bu da korku salar insanın yüreğine. Giden ve bir daha dokunamayacağınız birinin ardından el sallamak cesaret ister. Kokusunu, tenini, gülüşünü, kızmasını, tatlı telaşını ardınızda bırakmak…
Ne olursa olsun bitirmemek ister insan. Bitirmemek, küçük de olsa, umut demektir çünkü. Her şey kaybedilmemiştir henüz. Bir mucize gerçekleşebilir her an. Oysa o mucize için çok geçtir artık. Turgut Uyar “Oysa diyenlerden korkmalı” der. Şiir yalnızdır çünkü. Oysa çaresizce ötekine yazılır, belki de hiçbir zaman okumayacak olana. Bitirmenin en kötü yollarındandır şiir. Aşk şiirleri ayrılığı, kavuşamamayı anlatsa bile başlangıçlar içindir. Biten bir ilişki için en iyi ihtimalle biyografiler vardır. Bitirmek için, noktalanmış bir hayata tanıklık etmekten daha iyi ne olabilir?
Bitirememek çaresizce beklemektir. Gelmesini beklersiniz, aramasını beklersiniz, en azından bir SMS atmasını beklersiniz. Bir süre küçük, çaresiz bir çocuk gibi davranırsınız. Onun, tabii ki geleceğini söylemesini beklediğiniz için ya hiçbir şey yapmaz ya da her an iptal edilebilecek bir işe el atarsınız. Bir an gelir, öfkeli küçük bir çocuğa dönüşürsünüz. Canını yakmak için mail’ler ve SMS’ler atarsınız ona. SMS’i aldığını, okuduğunu gördüğünüzde içinize garip bir haz yayılır. Şimdi o da sizin kadar acı çekiyordur ve birazdan arayıp gözyaşları içinde özür dileyecek, “Hadi kaldığımız yerden devam edelim” diyecektir. Ama o telefon bir türlü gelmez. Hayal kırıklığı içinde ötekini etkileyemediğinizi anlar, daha da değersiz hissedersiniz kendinizi. Bugüne kadar onun için yaptıklarınızı tek tek anımsar, haksızlığa uğradığınız düşüncesine kapılırsınız.
Bir gün eğer iyi bitirebilmeye karar verirseniz, sağlıklı bir erişkin gibi düşünmeye ve davranmaya başlarsınız. Öfkeyse hedefi doğru bir öfke, üzüntüyse içinde endişe ve kaygının olmadığı bir üzüntü, yalnızlıksa dehşet hissettirmeyen bir yalnızlık duygusuna geçersiniz. Bir yerde karşılaştığınızda aylar sonra, ayaküstü sohbet edebilir durumda olmak için, sizde kalmış ayakkabısını istediğinde donup kalmamak için acıdan…
İyi bitirmek yas tutabilmek için de çok önemlidir. İyi bitiremediğimiz hiçbir ilişkiyi aslında bitirmemişizdir. Yaşadığımız üzüntü de, sevdiğimiz birini kaybettiğimiz biri için tuttuğumuz yastan değil, içinde bulunduğumuzu varsaydığımız çaresizlik ve belirsizlik nedeniyledir. Alamadığımız karar kendimize duyduğumuz saygıyı gün gün azaltıp mutsuzluğumuzu derinleştirmekten başka bir işe yaramaz.
Oysa yas tutmalıyız, evet. Bitirilen bir ilişki, onunla bir gelecek tasavvurunun da kaybedilmesidir çünkü. Gözünüzün önünde yaşlanan bedenini sevmeye devam edebilme olanağının elinizden alınmasıdır. Ancak tutulabilmiş bir yas başka bir geleceğin, suçluluk duyguları ve pişmanlıkların olmadığı, keşkelersiz bir geleceğin planlanmasına olanak verir.
İyi bitirmek bir erdemdir. İyi bitirebilmenin en önemli koşulu da, ne olursa olsun kendini ötekinin yerine koyabilmek ve onun duygularını anlayabilmekten geçer. Ama bu da sonunda, paradoksal bir şekilde, bitirebilmeyi zorlaştıran bir etken olarak çıkar insanın karşısına. Oysa, insan ancak böyle bir durumda kendinde, ötekinin istek ve ihtiyaçlarını karşılayabilme yetisi ve gücü olup olmadığını gerçekçi bir şekilde değerlendirebilir. Bu değerlendirme yapıldıktan sonra bitirebilmek de iyi bitirebilmektir, çünkü artık en ufak bir şüphe kalmamıştır.
Bir narsistin isteklerini yerine getirebilmek ve ihtiyaçlarını doyurabilmekse, maalesef hiçbir ölümlünün becerebileceği bir şey değildir.