Evin içindesin günlerdir. Canın sıkılıyor ama artık canının sıkıldığını bile fark edemeyecek duruma gelmek üzeresin. Netflix’teki bütün ilginç dizi ve belgeselleri izledin. Aptala döndürdün zihnini. Kitap okuyacak kadar konsantre olamıyorsun, aklın son coronalıklara kayıyor. Sosyal medyada bir kere daha coronaya bakmak istiyorsun. Oysa ne göreceğini çok iyi biliyorsun, daha çok enfekte insan, daha çok ölüm haberi alacaksın. Evini defalarca topladın. Çamaşır sularını ne kadar seyreltsen de baş dönmesi, mide bulantısı yapmasını engelleyemediğini gördün. Apartman görevlisinin kapının önüne bıraktığı torbaların içinden çıkanları önce balkonda beklettin bir süre, sonra tek tek dezenfekte ederek dolaba yerleştirdin. Ama hâlâ emin değilsin. Corona korkusunu böyle hafifletemeyeceğini nasılsa göreceksin yakında. Çünkü Corona yalnızca bir sembol. Gerçek korkun hayatı gerçekten yaşayamadan bu dünyayı terketmek zorunda kalabileceğin hakkında. Ölümlü olduğunun bilincine varıyorsun yavaş yavaş. Hadi gerçekten emin olabileceğin ve sırtındaki yükü hafifletecek bir şeyler yap. Yatak odandaki dolapları aç. Belki ayrı bir giysi odan var. Oraya git. Dolapların kapaklarını aç ve kaç tane kazağın, kaç tane pantolonun, kaç tane eteğin, kaç tane yazlık ve kışlık elbisen, kaç tane ceketin, kaç tane palton olduğuna bak. Ayakkabılarının kaç çift olduğunu, çantalarının kaç tane olduğunu say. Ve dışarı çıkamadığın bu günlerde sırtına geçirmiş olduklarını hatırla. Dolaptaki giysilerinin kaç tanesine gerçekten ihtiyacın olduğunu ve hayat biraz olsun normalleştiğinde gidip başka giysiler, ayakkabılar, çantalar satın almaya ihtiyacın olup olmayacağına ve yaşamının geri kalanına homo consumens olarak mı, bir şey üretmesen de en azından homo sapiens sapiens olarak mı devam etmek istediğine karar ver!

Alper Hasanoğlu