Sonra akşam oluyor, işten çıkıyor ve sevgilimizle buluşup bir yerlere gidiyoruz. Stresten kurtulmak için birkaç yudum bir şeyler içmeye. Ama o da gergin. Çünkü sizin kendi iş yerinizde yaşadığınız sorunları o da kendi iş yerinde yaşamış. Doğru dürüst konuşmuyorsunuz bile birbirinizle. Konuşulanları da dinlemiyorsunuz. Her ikiniz de uzayan suskunlukların yarattığı boşluğu telefonunda instagram ve facebook’la dolduruyor. Oradaki tatil fotoğrafları, insanların eğleniyor-muş gibi yaptığı anları görünce siniriniz daha da bozuluyor. Oysa siz henüz ayağınızı suya sokmadınız. Sinirli bir şekilde başınızı kaldırıyorsunuz. İşte bu sıkıntılı ruh halinizin, bir tatile bile çıkamamış olmanızın müsebbibi karşınızda oturuyor. Hadi kalkalım diyorsunuz.

Trafik hâlâ azalmamış, önünüze önünüze direksiyonu kıran, şerit değiştirmek için sinyal verdiğinizde, size yol vermemek için özellikle hızlanan diğer arabaların da suçlusu yanınızda oturan sevgiliniz mi acaba? Eve giriyorsunuz. O televizyonun karşısındaki koltuğa atıp kendini, spor kanallarında geziniyor, siz de bu manasız gürültüyü maruz kalmamak için yatak odasına çıkıyorsunuz. Dikkat ederseniz eviniz dubleks. Mutsuzsunuz, çünkü ilişkiniz yürümüyor. Bir yandan geçmiş tecrübelerinizden biliyorsunuz ki, ayrılıp başka biriyle de olsanız yine aynı son sizi bekliyor. Ama bu da dayanılır gibi değil. Demek ki iletişimin daha iyi olduğu, birbirinize empati gösterebildiğiniz, birbirinizi dinlediğiniz, sıkıntı ve mutsuzluklarınızı paylaştığınız bir hale getirilmeli ilişkiniz. Başlangıçta böyle değil miydi zaten? Şimdi neden böyle oldu?