Psikiyatriye ilgim 16 yaşında Freud, Frankl, Adler, Reich ve Jung okumalarımla başladı. 16 dediğime göre yıl 1983 filan olsa gerek. O zamanlar Payel Yayınevi Freud’un, Reich’ın eserlerinin çevirilerini yayınlardı. Maalesef öztürkçe furyası abartılı bir haldeydi. Maalesef diyorum, çünkü Bertan Onaran’ın Wilhelm Reich’ı, Şemsa Yeğin’in Sigmund Freud’u çevirirken kullandıkları kelimeler akla zarardı. Hangi kelimeyi hangi kavram için kullandıklarını parantez içinde olsun belirtmediklerinden çırpınıp dururdunuz.
Örnek mi? Sinirceli… Freud’un şimdi anımsayamadığım kitaplarından birinin 50 küsuruncu sayfasına geldiğimde sinircelinin nörotik anlamında kullanıldığını anlamayı başarmıştım. Ama ciddi bir bezginliğe de kapıldım. Onca sayfayı yeniden okumak yerine bu eserleri orijinal dilleri olan Almancadan okumaya karar verdim ve o zamanlar Odakule’de olan Alman Kütüphanesi’nin yolunu tuttum. Bu arada ne Bertan Onaran’ın, ne de Şemsa Yeğin’in Almanca bilmediklerini belirtmek zorundayım. Çevirilerini eserlerin çevrildiği başka bir dilden yapıyorlardı.
Neyse… Bu benim için bir kazanca dönüştü, çünkü Alman Kütüphanesi’nde diğer ustalarla da karşılaştım ve psikiyatrinin hayatımın odak noktasına yerleşeceği o yıl kesinleşti.
Yıllar sonra İsviçre’ye psikiyatri ihtisası yapmaya gittiğimde önce kognitif davranışçı terapinin en önde gelen isimleriyle hemhal oldum. Baba-kız Beck’ler, Ellis, Friedmann, Meichenbaum, Linehan. Ardından psikanalitik teoriye tekrar yaklaşmama neden olan Young’ın şematerapisi. Psikoterapi pratiği içinde psikanaliz, sistemik aile terapisi ve kognitif davranışçı terapi üzerine yıllarca okudum da okudum.
Ama bütün bu okumaların yanında iki başka yazar, filozof vardı ki çok ayrı bir yerdeydiler benim için ve hâlâ ayrı bir yerdeler. Karl Jaspers ve Ludwig Binswanger. Her ikisini de daha sonra ayrıntılı olarak anlatma sözümü bir kenara koyarak yalnızca şunu belirtmekle yetineceğim. Her ikisi de psikiyatr olmanın yanında felsefe alanında da eserler veriyordu. Ayrıca Karl Jaspers Heidelberg’de psikiyatri ihtisasını bitirdikten sonra Heidelberg felsefe bölümüne geçmiş ve hayatını bir filozof olarak sürdürmüştü. Varoluş felsefesinin en önemli isimlerinin başında gelir bana göre.
Ludwig Binswanger’in Almanya İsviçre sınırındaki Bodensee kıyısında, Kreuzlingen şehrinde ‘Klinik Bellevue’ adında bir psikiyatri kliniği vardı. Vardı diyorum, 1800’lerin başında büyük dede Binswanger tarafından açılmış olan klinik 1980‘de kapandı. O sırada başında küçük küçük torun Binswanger vardı.
Benim özel olarak ilgilendiğim Ludwig Binswanger 1908’de babasının erken ölümü nedeniyle devralmak zorunda kalmıştı kliniğin yönetimini. Psikiyatri eğitimini psikiyatrinin duayen ismi Eugen Bleuler’in başında olduğu Zürih’teki ‘Burghölzli’ Kliniği’nde Carl Gustav Jung’un asistanı olarak yapmıştı. Burghölzli’nin en önemli özelliği psikanalizi yatan hastalara uygulayan ilk klinik olmasıydı.
Binswanger’lerin kliniği hayatım boyunca hayallerimi süsledi. Önce Heybeliada’ya hayallerimde böyle bir klinik oturttum. Sonra başka başka yerlere. Heybeliada’nın yeşili içinde insanların ilaçtan çok doğanın kendisiyle, toprakla, hayvanlarla, bireysel ve grup terapileriyle kendine döndüğü, hayatta aslında ne istediğini sorguladığı, işlevsel değil de, anlam ve değer odaklı bir hayat sürmenin peşine düştüğü bir yaşam alanı… Kendi çocuklarımın, sevdiklerimin de yardım almak için gelenlerle birlikte zaman geçirdikleri, ‘hasta / sağlıklı’ ayrımının olmadığı ve belki de Binswanger’lerde olduğu gibi benim ölümümden sonra çocuklarımdan birinin psikiyatr olarak hayatını kendi ailesiyle orada geçirmeye devam ettiği bir kurtarılmış bölge. Sağlıklı olmakla övünenlerden kurtarabildiğimiz bir dünya parçası.
Bugüne kadar gerçekleşmedi. Gerçekleşir mi, bilmem. Ama ben hayatımın bundan sonrasını, akademik düzeyde eğitimini alarak ve vererek, felsefeyle psikiyatrinin tekrar kavuşması için uğraşacağım sanırım. Bir gün o ütopik hayat alanı bu toprakların herhangi bir yerinde gerçekleşirse ‘kendini bil’mek* isteyen herkese kapımız, tabii ki açık olacaktır.
*Delphi’deki Apollon Tapınağı’nın girişinde yazılıdır eski Yunanca olarak. (Kendini Bil: γνῶθι σεαυτόν gnothi seauton). Sokrates’in felsefesinin özünü teşkil ettiği söylenebilir sanırım kısaca.
Alper Hasanoğlu