Ευδαιμονία
Aristoteles insanın, ister sıradan olsun, ister seçkin, bütün yapıp ettiklerinin mutlu olmak için olduğunu söyler. Ama mutluluktan insanların farklı şeyler algıladıklarını ve çoğu insanın haz, zenginlik ve onuru mutluluk saydıklarını, bunun da insanı mutluluğa götürmeyeceğini ifade eder. Hatta aynı kişinin farklı koşullarda başka başka şeyleri mutluluk olarak algılayabileceğini ekler. Hasta olan sağlığın, yoksul olan zenginliğin, kendi bilgisizliklerinin farkında olanlarınsa bilginin mutluluk olduğunu sanır. Hatta erdemin bile mutluluğun kendisi olmadığını özellikle belirtir.
Mutlulukla ilgili bu satırları nerede mi yazıyor Aristoteles? ‘Nikomachos’a Etik’ adlı – Nichomachos oğlunun adıdır – ahlâk üzerine yazdığı eserinde. Bugün bunları okumak, kitapçı raflarındaki mutlu olmamızın yollarını tarif ettiğini iddia eden kişisel gelişim kitaplarına azıcık aşinaysanız size de şaşırtıcı gelebilir. Ahlâk ve mutluluk… ne ilgisi var?
Aristoteles mutluluğun tanımına girmeden önce insanın ‘işi’ni sorgular. İş derken, elin işi tutmak, ayağın işi yürümektir, peki insanın işi nedir diye sorar. Yalnızca yaşamak bitkilerin de yaptığı bir şey, duyular desek, buna hayvanlar da sahip. O zaman insanı diğer canlılardan ayırması gereken özellik olarak elimizde yalnızca akıl kalıyor. “İyi durumda olmak ve iyi yaşamak, yani mutlu olmak için etkin bir şekilde eylem içinde olmalıdır insan,” diyor Aristoteles. Tabii ki dış koşulların da mutlu olmak için uygun olması gerektiğini unutmaz. Sevdiklerini kaybeden bir insanın – en azından belli bir süre boyunca – mutlu olmasının olanaklı olmadığını görmek gerekir. Çünkü yaşamak için yeterli destek olmadan, iyi eylemlerde bulunmak olanaksızdır ya da pek de kolay değildir. Erdemin yanında talih de gereklidir… ya da özgür bir toplum düzeni.
En çok erdemin üzerinde durur Aristoteles. İyi olmanın erdemle geleceğini söyler. Ama erdeme sahip olduğunu düşünmenin değil, onu kullanmanın iyiyi getireceğini de vurgular. Erdemli bir etkinlik içinde olmak; eylem derken bunu kasteder…
“Erdemi sevenlerin yaşamı, bir takı gibi hazza ayrıca gereksinim duymaz, hazzı kendi içinde taşır.” Ah keşke, bu sözü kulağımıza küpe yapsak da, kapitalist sistemin bizi uysal tüketicilere dönüştürdüğü postmodern zamanlarda daha çok şeye sahip olmanın, bedensel haz peşinde koşmanın, bencilce gününü gün etmenin, kariyer hırsıyla yanıp tutuşmanın mutluluk getirmediğini anımsayabilsek…
Peki mutluluk öğrenilebilir bir şey mi? Buna yanıtı evettir, Aristoteles’in. Erdemli olmakla ilgili sorunu olmayan herkes belli bir çabayla ona sahip olabilir. Çünkü mutluluk ruhun erdemli etkinliğidir. Öte yandan unutmamak gerekir ki, yaşam koşulları her zaman çok rahat olmayabilir, çünkü her insanın başına hayatı boyunca türlü türlü talihsizlikler gelir. O zaman talih denen şeyle ne yapacağız? Mutluluğu buna bağımlı kılmak ne kadar doğru olur? Bu nedenle, mutlu ya da mutsuz olmanın erdeme uygun etkinliklerde bulunmaktan geçtiğini özellikle belirtir Aristoteles. Ve bu erdeme dayalı etkinlik, yaşam boyu sürmeli, talihin cilvelerine de en iyi ve en uygun şekilde katlanabilmeyi başarmalıdır mutlu olmak isteyen insan.
Büyük acılar getiren değişiklilerse, doğaldır ki elini kolunu bağlayabilir insanın belli bir süre için. Ama bu durumda bile yüce gönüllülüğüyle çevresinde hiçbir nefret uyandırmayan, kötü bir şey yapmayan erdemli insan mutsuz olmayacaktır. Adil olan, yürekli olan, erdemli bir eylemlilik içinde olan insan iyiyi, dolayısıyla mutluluğu yaşayacaktır. Unutmamalı erdem kendisi amaç değildir, aksine erdemin amacı mutluluktur, mutluluksa kendisinden başka hiçbir şeyi amaçlamaz. O ulaşılabilecek olan en büyük ‘iyi’dir yaşamda.
“İnsansal erdem,” diyor Aristoteles, “bedenin değil, ruhun erdemidir; mutluluk da ruhun bir etkinliğidir.” Peki ruh, etkinliklerine karar verirken neye dayanıyor, neye göre karar veriyor? İyiyi kötüden, erdemi erdemsizlikten nasıl ayırıyor? Burada Aristoteles’in düşüncesine göre, akıl devreye girer.
Akılla, ruhun ve bedenin ilişkisi konusunda Aristoteles’in de aklı biraz karışık ama sinirbiliminkinden daha karışık değil. Bu üçü arasındaki ilişki ve etkileşimi anlattığı satırları okurken hayranlıkla şaşkınlık arasında gidip geldim açıkçası. Sinirbilimin bugünün olanaklarıyla ancak söyleyebildiklerini 2500 yıl öncesinde ahlâk üzerine yazdığı kitapta anlatıyor Aristoteles.

Alper Hasanoğlu