Corona[1]

 

Elimden yiyor yaprağını güz: dostuz biz.

Zamanın kabuklarını soyuyoruz cevizlerden ve onlara gitmeyi öğretiyoruz:

zaman kabuğuna dönüyor.

 

Aynada günlerden pazar,

uyunuyor rüyada,

ağızsa gerçekleri söylüyor.

 

Gözüm cinselliğine iniyor sevgilinin:

bakışıyoruz,

karanlık şeyler söylüyoruz birbirimize,

afyon çiçeği[2] ve bellek gibi seviyoruz birbirimizi,

midyelerin içindeki şarap gibi uyuyoruz,

ayın kanlı ışımasındaki deniz gibi.

 

Pencerede duruyoruz sımsıkı sarılmış, bize bakıyorlar sokaktan:

bilinmenin zamanıdır!

zamanıdır, taşın sakince çiçek açmasının,

huzursuzluğun bir kalbi çarptırmasının.

Zamanıdır, zamanının gelmesinin.

 

Zamanıdır.

 

(Çeviren Alper Hasanoğlu)

 

Bölünmüş Zaman

 

Geliyor daha zor günler.

 

Caymalarla bölünmüş zaman

görünür oluyor ufukta.

Bir an önce bağlamalısın ayakkabı bağcıklarını

ve toplamalısın köpekleri avlulara.

 

Balıkların kalpleri çünkü

buz gibi olmuş rüzgârda.

Usul usul yanıyor acı baklaların[3] ışığı.

Bakışın izini bırakıyor sisin içinde:

caymalarla bölünmüş zaman

görünür oluyor ufukta.

 

Biraz ileride gömülüyor kuma sevgili.

Acı çeken saçlarına tırmanıyor onun,

sözünü kesiyor,

susmasını emrediyor,

ölümlü görüyor onu,

ve istekli vedalaşmaya

her kucaklaşmalarından sonra.

 

Arkana bakma.

Ayakkabılarının bağcıklarını bağla.

Köpekleri topla.

Balıkları denize at.

Acı baklaları boşalt.

 

Geliyor daha zor günler!

(Çeviren Alper Hasanoğlu)

[1] Latince taç, çelenk anlamına gelir. Bu şiirde ‘hayatın tacı’ anlamında kullanıldığı şeklinde yorunlanır birçok edebiyat araştırmacısı tarafından.

[2] Opium’un yapıldığı bitki.

[3] Yahudi baklası da denir. Celan’ın Yahudi olması ve acılıkla ilgili bir metafor söz konusu burada. Aşağıdaki analizde bunun üzerinde durulacak.

 

Bu iki şiirden önce Celan’ınki kaleme alınmış. Daha sonra, bir yıl sonra Bachmann bir şiirle yanıt vermiş. Hayat kime böyle aşklar nasip eder ki…