Ocak 1800’de, güney Fransa’daki Saint-Serin köyünün yakınlarındaki ormanda garip bir yaratık görüldü. Kısa zamanda, dik yürümesine karşın insandan çok hayvana benzeyen bu yaratığın on bir-on iki yaşlarındaki bir erkek çocuğu olduğu belirlendi. Çocuk, tiz ve garip çığlıklarla konuşmaktaydı. Çocuğun bir temizlik duygusundan yoksun olduğu, istediği yer ve zamanda kendini rahatlattığı [‘hacetini giderdiği’ (YB)] görülüyordu. Çocuk yerel polise teslim edilerek yakındaki bir yetimler yurduna kondu. İlk zamanlarda, sürekli kaçmaya çalışıyor ve kolayca yeniden yakalanıyordu. Elbise giymeyi reddediyor, giydirildiği zaman da bunları yırtıyordu. Onun kendi çocukları olduğunu düşünen kimse de çıkmadı.
Çocuk, herhangi bir olağandışılık sonucu vermeyen titiz bir tıbbi muayeneden geçirildi. Bir ayna gösterildiğinde, aynadaki imgeyi farketmiş görünse de kendisini tanıyamamıştı. Bir keresinde, aynada gördüğü bir patatesi almak için ellerini aynaya doğru uzatmıştı (patates gerçekte başının arkasında tutulmaktaydı). Bir kaç denemeden sonra, kafasını geriye çevirmeden, elini omuzunun arkasına uzatarak patatesi aldı.
Çocuk daha sonra Paris’e götürüldü ve onu ‘hayvandan insana’ çevirmek için sistematik bir çaba gösterildi. Bu çaba yalnızca kısmen başarılı olmuştu. Tuvalet eğitimini öğrendi, elbiselerini giymeyi kabul etmeye başladı ve kendi kendine giyinmeyi öğrendi. Yine de, oyuncaklar ya da oyunlarla ilgilenmiyordu ve bir kaç sözcükten fazlasında da ustalık elde edemedi. Davranışlarının ve tepkilerinin ayrıntılı betimlemelerine dayanarak, bunun nedeninin zeka geriliği olmadığını söyleyebiliriz. İnsanca konuşmada tam ustalık kazanmakla ya ilgilenmiyor ya da bunu beceremiyordu. Çok az bir ilerleme gösterdi ve 1828’de kırk yaşlarındayken öldü.
*Sosyolog Anthony Giddens’tan alıntı
Alper Hasanoğlu